Ana Sayfa Forum Yardim Arama Site Ekle Arsiv Giris Kayit

HoŞ Geldin Ziyretçi Lütfen Giriş ya da Üye OL
Ip Adresiniz: 216.73.217.44
Adınız:
Şifreniz:


Sayfa: Geri 1 2 [3] 4 ileri Aşağı git
Yazdır

Gönderen Konu: Magazin - Ünlülerin Arşivi (Okunma Sayısı 51008 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
23 Aralık 2007, 13:57:03
Yönetici
Kupa (Karizma)
*



Kisisel Mesaj:
www.KupaVaLe.com
Cinsiyet:
Bay
Üye ID:
1
Kayit Tarihi:
12 Eylül 2007, 00:00:00
Nereden:
istanbul
Mesaj Sayisi:
3061
Rep Puani:
Rep Gücü:7802
Ruh Halim:
Deneyimleri:

Aktiflik

Deneyim

Seviye

Kötü itibar
iletisim:
Üyelik Bilgileri WWW Offline
« Yanıtla #20 : 23 Aralık 2007, 13:57:03 »



TARKAN



 Tarkan, 17 Ekim 1972’de Almanya’nın Alzey kasabasında, altı çocuklu bir ailenin beşinci çocuğu olarak doğdu. Müzik aşkı daha 3 yaşlarında başlayan Tarkan, 6. sınıfa geçerken, 14 yaşında Türkiye’ye döndüğünde, müziğe duyduğu bu büyük ilgi onu lise eğitiminin yanısıra Türk Sanat Müziği dersleri almaya yöneltti. 1990-92 yılları arasında devam ettiği Üsküdar Musiki Cemiyetinde, kendisini müzik dünyasına katılma konusunda cesaretlendiren, Türkiye’nin saygın bestekarları ile çalışma fırsatını buldu.

Lise yılları bitip, üniversite sınav sonuçları açıklandığında Almanya’ya dönüş kararı alan Tarkan’ın, tam bu sırada Mehmet Söğütoğlu ile tanışması kaderini büyük ölçüde değiştirdi ve müzik dünyasına profesyonel anlamda girişinin temellerini atan ilk albümü “Yine Sensiz”, 1993 yılında İstanbul Plak tarafından çıkarıldı. Konserleriyle ilk olarak sevenleriyle buluşan Tarkan kısa sürede 700 bin albüm satarak müzik piyasasına sağlam bir temel attı.

Tarkan ikinci albümünün hazırlık aşamasında, Türkiye’nin en önemli seslerinden Sezen Aksu ile tanıştı. Müzikal anlamda ilk kez buluşan iki sanatçının çalışmaları sonucunda Şıkıdım şarkısı ikinci albüme dahil oldu.

1995 yılında çıkan ikinci albümü “Aacayipsin” ile Türkiye ve Avrupa’da tam 74 konser verdi. Bu konserlerin 25 tanesi, o ana kadar ulusal çapta gerçekleştirilen en büyük sponsorlu turne kapsamında, Tarkan’ı Türkiye’nin farklı illerinde yaklaşık 750 bin seyirci ile buluşan stadyum konserleriydi. Bunlarla birlikte Tarkan çok önemli bir başarıya daha imzasını attı ve albüm 2.5 milyona yakın sattı.
Bunun ardından dil eğitimi almak üzere New York’a gitti. Bu dönemde tanıştığı Ahmet Ertegün ve Atlantic Records’la yeni projeler üzerinde çalışmaya başladı.

1994-97 yılları arasında İsviçre, Hollanda ve Almanya’da toplam 12 şehri kapsayan 3 büyük Avrupa turnesine çıktı. 1995 yılında New York Palladium’da verdiği konser, Türkiye’de canlı yayınlandı.

Tarkan, 1997 yılının Temmuz ayında, üçüncü albümü “Ölürüm Sana” ile müzik dünyasında yine bir Sezen Aksu parçasıyla büyük bir çıkış yaptı. Bu albüm için yaklaşık 2 yıl boyunca hazırlanan Tarkan, Sezen Aksu’nun da katkılarıyla istenilen başarıya ulaştı ve ilk kez uluslararası müzik sektöründe kendini tanıttı. Üçüncü albümüyle tüm dünyaya sesini duyuran Tarkan’ın bu albümü 3.5 milyon sattı.
Tarkan bu başarının ardından hiç ara vermeden konserlere başladı. İstanbul, Ankara, İzmir, Adana ve Antalya’da verilen stadyum konserlerini, 10 ili daha kapsayan bir Türkiye turnesi izledi.

Güney Amerika’da verdiği konserlerde, seyirci Tarkan’a şarkılarında eşlik ederek büyük bir coşkuyla izledi.

Tarkan, yine 1997’nin Aralık ayında bu kez 17 ayrı şehirde 18 konserden oluşan yeni bir Avrupa turnesine çıktı.

Bu sırada, sanatçılarla yapılan çalışmaların albüm ve kliplerle sınırlı kalmaması vizyonu ve kendine ait bir müzik prodüksiyon şirketine sahip olma hedefi, Hitt Müzik projesinin çıkış noktası oldu.

1998’de ise İstanbul Plak’ın, “Ölürüm Sana” albümünün Avrupa’daki lisans haklarını ünlü Fransız firması Polgram’a devretmesi ile Tarkan’ın Avrupa’daki tanınırlığı önemli ölçüde arttı.

Böylece Tarkan, başta “Şımarık” single’ı olmak üzere, “Ölürüm Sana” albümü ile tüm Avrupa’ya Türkçe şarkı söyletmeyi başardı. Ve yine aynı albümle, Meksika’da Platin, Fransa, Hollanda, Almanya, Belçika, Lüksemburg, İsveç ve Kolombiya’da da Altın Plak ödülleri kazandı.

1999 yılının baharında başlayan ve Almanya, Fransa, İngiltere, Belçika, Hollanda, Danimarka, Avusturya, Portekiz, Ukrayna, Fas, Avustralya ve Tunus gibi pek çok farklı ülkeyi kapsayan bir başka turne ise, aynı yılın yaz aylarında son buldu.

2000 yılının Şubat ayında askerliğini yapmak üzere Türkiye’ye dönen Tarkan, teslim olmadan hemen önce 14 Ocak’ta, 17 Ağustos depreminde zarar görmüş depremzedeler yararına İstanbul Mydonose Showland’de Türkiye’de ilk kez özel bir ses ve ışık sisteminin kullanıldığı bir konser verdi.

Dünya çapında bir sanatçı olmasıyla, sorumluluğunu daha da artan Tarkan, askerlik dönüşünde yeni albümünün çalışmalarına iyice hız verdi. 2 yıl süren titiz çalışmaların ürünü olan ‘Karma’ albümü, Amerika, Fransa ve Mısır’daki stüdyolarda kaydedildi ve Mayıs 2001’de Kuzu Kuzu single’ı 5 değişik versiyonuyla tüm müzik marketlere sunuldu.

“Kuzu Kuzu”nun hemen ardından Ağustos ayı başında çıkan Karma albümü, 7 Ağustos’ta İstanbul’da başlayan bir konserler zinciri ile seyircisi ile buluşmaya devam ediyor.
Konuyu Paylaş:
Google Ekle Facebook Profiline Ekle Yahoo Ekle Msn Ekle Reddit Ekle Digg Ekle Furl Ekle Del.icio.us Ekle Newsvine Ekle Technorati Ekle

Ana Sayfa Kırık Link Bildir Yardım

Logged




23 Aralık 2007, 13:59:03
Yönetici
Kupa (Karizma)
*



Kisisel Mesaj:
www.KupaVaLe.com
Cinsiyet:
Bay
Üye ID:
1
Kayit Tarihi:
12 Eylül 2007, 00:00:00
Nereden:
istanbul
Mesaj Sayisi:
3061
Rep Puani:
Rep Gücü:7802
Ruh Halim:
Deneyimleri:

Aktiflik

Deneyim

Seviye

Kötü itibar
iletisim:
Üyelik Bilgileri WWW Offline
« Yanıtla #21 : 23 Aralık 2007, 13:59:03 »

KIRAÇ



 1972 Yılında Kahramanmaraş’da doğdu. Öğretmen olan babasının görevi nedeniyle 10 yaşına dek Kahramanmaraş ve köylerinde yaşadı. 1982 yılında babasının tayini çıkınca ailesiyle İstanbul’a yerleşti ve eğitimine İstanbul’da devam etti.

Küçük yaşlardan itibaren müziğe karşı ilgi duyan Kıraç'a ilk desteği bağlama çalan babası verdi. Bağlama ile müziğe başlayan Kıraç’a ikinci büyük destek lisedeki müzik öğretmeni Refik Köksal’dan geldi. Müziğe olan ilgisini ve yeteneğini gören Refik Köksal Kıraç’a ilk gitarını hediye etti.
1990 Yılında liseyi bitirdikten sonra üniversite sınavlarına girerek Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Müzik Öğretmenliği bölümünü kazandı. Öğrencilik yıllarında Taksim, Harbiye, Kadıköy’deki barlarda çalışmaya başladı. Lise yıllarında ilk beste ve söz çalışmalarını yapan Kıraç 1996 yılına geldiğinde ilk albümü için çalışmalara başladı. TMC Film Müzik Üretim ve Pazarlama A.Ş. ile anlaşan Kıraç’ın ilk albümü “Deli Düş” 1998 yılı Mayıs ayında çıktı. İlk albümden “Dağların Kadını”, “Talihim Yok Bahtım Kara”, “Ben Yolumu Bulurum” adlı parçalara klip çeken Kıraç kaliteli çalışmasıyla beğeni toplayarak ileriye dönük ilk yatırımını yaptı.


Birinci albümüyle Rock müzik dinleyicilerinin gözünde saygın ve sağlam bir yer edinen Kıraç 2000 yılının ilk günlerinde ikinci albümü “Bir Garip Aşk Bestesi” ile bir anda yüz binlerin beğenisini kazandı. İkinci albümden “Gidiyorum” , “Bir Garip Aşk Bestesi” ve “Karahisar” adlı parçalarına klip çekti.


“Bir garip aşk bestesi” albümünün müzikseverlerle buluşmasının ardından üçüncü solo albümünün repertoar çalışmalarına başlayan Kıraç’ın bu arada TMC Müzik sanatçılarından Funda Arar’la birlikte 2001 Şubat ayında “Sevgiliye” adını verdikleri mini düet albümü çıktı. Ağustos ayında 3. solo albümünün repartuvar aşamasını tamamlayarak stüdyoya girdi.
Ağırlıklı olarak Kıraç şarkılarından oluşan “Zaman” albümünde söz ve müziği İskender Doğan’a ait “Kan ve Gül” Aşık Veysel’den “Derdimi Söylesem” ve iki de anonim türkü yer alıyor.


“Zaman” albümü 14 Aralık 2001 tarihinde müzikseverlerle buluştu. Kıraç bu abümündeki Endamın Yeter, Gönül, Yıllar Sonra, Kan ve Gül ve Zaman parçalarına klip çekildi.
Kıraç şu anda bu yılın en sevilen televizyon dizisi ZERDA'nın müziklerini yapıyor
Logged




23 Aralık 2007, 14:00:53
Yönetici
Kupa (Karizma)
*



Kisisel Mesaj:
www.KupaVaLe.com
Cinsiyet:
Bay
Üye ID:
1
Kayit Tarihi:
12 Eylül 2007, 00:00:00
Nereden:
istanbul
Mesaj Sayisi:
3061
Rep Puani:
Rep Gücü:7802
Ruh Halim:
Deneyimleri:

Aktiflik

Deneyim

Seviye

Kötü itibar
iletisim:
Üyelik Bilgileri WWW Offline
« Yanıtla #22 : 23 Aralık 2007, 14:00:53 »

İBRAHİM TATLISES



 Türkiye'nin en ünlü şarkıcısı İbrahim Tatlıses, 1 Ocak 1952 yılında Urfa'da dünyaya geldi. Kalabalık ve yoksul bir ailenin çocuğuydu. Küçük yaşlarda çalışmaya başladı. İnşaatlarda soğuk demir ustalığı yaptı. Adanalı bir sinemacının, inşaatta türkü söylerken onu fark etmesiyle Tatlıses'in büyük yolculuğu başlamış oldu. Önce Adana'da ardından Ankara'da çeşitli gazinolarda sahneye çıktı. Sesinin güzelliği ve güçlülüğü şöhretini kulaktan kulağa yaydı. Yetmişli yılların ortalarına doğru artık İstanbul'a gelmişti.

1977 yılında çıkardığı "Ayağında Kundura" adlı kırkbeşlik plakla tüm Türkiye'ye sesini duyurdu. Ardından "Sabuha", "Dom Dom Kurşunu", "Bir Mumdur" gibi türküleriyle kendine geniş bir hayran kitlesi yarattı. Seksenli yıllarda tüm Avrupa ve Ortadoğu ülkeleri de İbrahim Tatlıses ile tanıştı. Bu yıllarda çıkardığı "Allah Allah", "Kara Zindan", "İnsanlar" ve "Fosforlu Cevriyem" gibi albümlerinin satışı milyonları aştı.

İbrahim Tatlıses, 90'lara da hızlı girdi. Önce "Ah Keşkem" adlı albümüyle çıktı hayranlarının karşısına. Ardından da 1993 yılında birçok bestecinin katkıda bulunduğu "Mega Aşk" albümünü çıkardı.

1994 tarihini taşıyan "Haydi Söyle" albümü Burhan Bayar, Arif Sağ, Özkan Turgay ve Zafer Dalgıç'tan oluşan usta bir ekip eşliğinde yapıldı. "Haydi Söyle", "Nankör Kedi", "Saza Niye Gelmedin", "Tombul Tombul" gibi parçalar herkesin diline dolandı.

İbrahim Tatlıses, eski kırkbeşliklerde kalan ünlü parçalarını, biraz da temizleyerek 1995 yılında "Klasikleri" adını taşıyan albümde bir araya getirdi. 1996 tarihli "Ben De İsterem" adını taşıyan albüm geleneği bozmayarak yine satış rekoru kırdı. Özellikle albümdeki "Fırat" türküsü uzun süre akıllarda kaldı. Hatta bu isimle bir dizi bile çekildi.

Tatlıses ertesi yıl Kayahan'ın "Odalarda Işıksızım", Sezen Aksu'nun "Erkekler" gibi şarkılarını yorumladığı "At Gitsin" albümünü piyasaya sürdü.

İbrahim Tatlıses, seksenli ve doksanlı yıllar boyunca çevirdiği sinema filmleriyle de gündeme geldi. Aslında sinemanın baştan sona her alanında bir şeyler yaptı. Talk show programları hazırladı, çeşitli sanatçılara video klip yönetmenliği yaptı.

İlerleyen süreçte önemli bir ekonomik güç haline gelen Tatlıses, albümler yayınlamaya da devam etti. Ama öne çıkan yanı artık eskisi gibi sadece müziği ve sesi değil, müzik dışında yaptığı her şeydi.

Logged




23 Aralık 2007, 14:04:03
Yönetici
Kupa (Karizma)
*



Kisisel Mesaj:
www.KupaVaLe.com
Cinsiyet:
Bay
Üye ID:
1
Kayit Tarihi:
12 Eylül 2007, 00:00:00
Nereden:
istanbul
Mesaj Sayisi:
3061
Rep Puani:
Rep Gücü:7802
Ruh Halim:
Deneyimleri:

Aktiflik

Deneyim

Seviye

Kötü itibar
iletisim:
Üyelik Bilgileri WWW Offline
« Yanıtla #23 : 23 Aralık 2007, 14:04:03 »

HÜLYA AVŞAR



 Emral ve Celal Avşar'ın ilk çocukları olarak, 10 Ekim 1963'te, Edremit'te dünyaya geldi. Orta halli bir ailenin üç çocuğundan biri olan Hülya Avşar, liseyi bitirdikten sonra öğrenimine devam etmedi. Küçük yaşta yaptığı evlilik çabuk sona erdi ve Mehmet Tecirli'den boşanması Avşar'ın yaşamını tamamen değiştirdi.

Türkiye kamuoyu Hülya Avşar adıyla ilk kez Bulvar Gazetesi'nin düzenlediği Kainat Güzellik Yarışması'yla duydu. Yarışmada birinci seçilmişti seçilmesine ama başından geçen evlilik nedeniyle tacı geri alındı. Bu olay, daha sonraki yıllarda onun "taçsız kraliçe" olarak anılmasına neden olacaktı.

Tacı elinden alınmış olsa da yeni bir yüze ihtiyaç duyan sinema camiası, Hülya Avşar'a üst üstte film teklifleri getirmeye başladı. 1983 yılı Avşar'ın yaşamında dönüm noktasıydı. Fikret Hakan ve Salih Güney ile başrolü paylaştığı "Haram", Avşar için büyülü dünyanın kapılarının aralandığının ifadesiydi. "Haram"ı "Tutku", "Tele Kızlar", "Sekreter", "Mavi Mavi", "Üç Halka", "Fatmagül'ün Suçu Ne", "Kısrak", "Alın Yazım", "Dağlı Güvercin", "Sevda Ateşi", "Bir Kırık Bebek", "Öğretmen" ve "Salkım Hanım'ın Taneleri" adlı filmler izledi. Tomris Giritlioğlu'nun yönettiği "Salkım Hanım'ın Taneleri"nde büyük beğeni topladı.

Ard arda çektiği filmler ününe ün katarken, sanatın bir dalının kendisi için yeterli olmadığını fark eden sanatçı, önce şarkıcılığa ardından program sunuculuğuna ve nihayet tiyatroculuğa başladı.

Sanatçı yönünün yanı sıra özel yaşamıyla da çok konuşulan Hülya Avşar, 1997 yılında Kaya Çilingiroğlu ile evlendi. Avşar'ın bu evlilikten Zehra adında bir kızı oldu
Logged




23 Aralık 2007, 14:05:50
Yönetici
Kupa (Karizma)
*



Kisisel Mesaj:
www.KupaVaLe.com
Cinsiyet:
Bay
Üye ID:
1
Kayit Tarihi:
12 Eylül 2007, 00:00:00
Nereden:
istanbul
Mesaj Sayisi:
3061
Rep Puani:
Rep Gücü:7802
Ruh Halim:
Deneyimleri:

Aktiflik

Deneyim

Seviye

Kötü itibar
iletisim:
Üyelik Bilgileri WWW Offline
« Yanıtla #24 : 23 Aralık 2007, 14:05:50 »

EBRU GÜNDEŞ



 Türk müziğinin en güçlü yorumcuları arasında yer alan Ebru Gündeş 12 Ekim 1974 tarihinde İstanbul'da doğdu. Çocukluk yıllarını Şirinevler'de geçiren Gündeş, hani o her fırsatta masaya çıkıp şarkı söyleyen çocuklardan biriydi. Konfeksiyon işçisi olarak çalıştığı yıllarda sesinin güzelliğini duyan bir tanıdığın ve Neşe Demirkat'ın yardımıyla Marş Müzik Yapım ile anlaştı. Ebru bir süre Emel Sayın'a vokalistlik yaptı, bir yandan da ilk albümünün hazırlıklarına başladı.


1993 yılında çıkan "Tanrı Misafiri" o sıralar oldukça seyrek albümün yayınlandığı müzik piyayasında oldukça etkili oldu. Albümle aynı adı taşıyan ve yıllar önce Ajda Pekkan'ın seslendirdiği "Tanrı Misafiri" Ebru Gündeş'in ilk hitiydi.

Ebru Gündeş, 1994 yılında ikinci albümünü çıkardı. "Tatlı Bela" adlı çalışma yine yılın albümleri arasına girdi. İlkinde olduğu gibi Selçuk Tekay-Özkan Turgay ikilisinin imzasını taşıyan "Tatlı Bela" iyi bir çıkış parçası oldu.

Ertesi yıl çıkan üçüncü albüm "Ben Daha Büyümedim", "Fırtınalar" adlı ilk hitiyle ses getirdi. Ebru ertesi sene bir albüm daha yayınladı. Biraz müzik dünyasının da eleştirildiği "Kurtlar Sofrası" Gündeş'in dördüncü albümüydü. Bu arada oyunculuk tekliflerini de değerlendiren Ebru Gündeş, albümlerinin ismini taşıyan televizyon dizilerinde başrol aldı.

Ebru Gündeş ilk kez iki yıl ara verdikten sonra yani 1998 yılında "Sen Allahın Bir Lütfusun" adlı albümünü piyasaya sürdü. Albümle aynı ismi taşıyan çıkış parçası yine beklenen başarıyı yakaladı.

2000 yılında hayranlarının karşısına yepyeni bir albümle çıkan Ebru Gündeş "Dön Ne Olur" adını taşıyan bu albümünün stüdyodaki tanıtımı sırasında, basın mensupları önünde beyin kanaması geçirdi. Bir dönem hastanede kaldıktan sonra, uzun bir süre dinlenmeye çekildi. O sağlığına kavuşmaya çalışırken albümü milyonlarca sattı. Gündeş tüm bunlardan sonra, gelirini Haydarpaşa Numune Eğitim ve Araştırma Vakfı Hastanesi Reanimasyon Kliniği'ne bağışladığı ilk konserini 11 Mart 2001 gecesi Bostancı Gösteri Merkezi'nde verdi.
Logged




23 Aralık 2007, 14:07:16
Yönetici
Kupa (Karizma)
*



Kisisel Mesaj:
www.KupaVaLe.com
Cinsiyet:
Bay
Üye ID:
1
Kayit Tarihi:
12 Eylül 2007, 00:00:00
Nereden:
istanbul
Mesaj Sayisi:
3061
Rep Puani:
Rep Gücü:7802
Ruh Halim:
Deneyimleri:

Aktiflik

Deneyim

Seviye

Kötü itibar
iletisim:
Üyelik Bilgileri WWW Offline
« Yanıtla #25 : 23 Aralık 2007, 14:07:16 »

NİLÜFER



 31. 05.1955 tarihinde, Cihangir'deki bir apartmanın beşinci katında gözlerini hayata açtı. Babası yakışıklı bir adamdı. Nilüfer'in annesi Lütfiye Hanımla üçüncü evliliğini yapmıştı. Babası ticaretle uğraşıyor, İtalyanlara sinema makinaları ve aksesuvarları ithal ediyordu. Babası doğma büyüme İstanbullu annesi ise Bulgaristan göçmeni olan Nilüfer çocukluğundan söz ederken çocukluğunun çok mutlu, el bebek gül bebek geçen bir dönem olduğunu söylüyor. * Nilüfer müzikle iç içe bir evde doğmuş. Babası piyano çalar annesi de güzel sesiyle şarkılar söylermiş. O dönemlerde çok az sayıda ailenin sahip olduğu makaralı teyp eve geldiğinde Nilüfer bayram yapmış. Hemen en sevdiği şarkıları mikrofonla okuyup teybe kaydetmeye başlamış.

Babası 54 yaşındayken gözlerini hayata kapamış. Babasının daha önceki evliliklerinden iki ağabeyi bir ablası var.* Nilüfer kardeşleri olduğuna ilk kez 11 yaşındayken babasından kalan mirasın paylaşımı sırasında öğrenmiş ve şoka girmiş. Ağabeylerinden biri Almanya'da bir fotoğraf stüdyosu sahibi ve 70'li yaşlarında. Bir ağabeyisinin İstanbul'da bankacılık yaptığını ve ablasının da Kanada'da yaşadığını biliyor. Onlar hakkında başka bir bilgisi yok. Kardeşlerinin isimleri, Orhan, Tevfik ve Gülsevin.

Onun çocukluğunu arkadaşlarından biri şöyle anlatıyor; "Birgün, üst kattaki daireye yeni birilerinin taşındığını duyduk. Bir anne kızmış taşınanlar. Onları gördüğümde kızın (Nilüfer'in) üzerinde çok güzel kürklü bir manto vardı. Mantosuna çok özenmiştim. Daha sonraki günlerde apartmanımız bu zarif, utangaç, az konuşan ama çıkarabildiği en yüksek sesle şarkı söyleyen kız çocuğunun sesiyle doldu taştı... Neredeyse hiç susmamacasına şarkı söylüyordu. En sevdiği şarkılar Ajda'nın şarkılarıydı.

Nilüfer'in Ajda hayranlığı hala devam ediyor. Onun kendisi için çok özel olduğunu söylüyor. Ama iki sanatçı arasında bir samimiyet söz konusu değil.* Nilüfer 15 yaşındayken ona şöhret kapılarını açan, Hafta Sonu Gazetesi'nin "Altın Ses Şarkı Yarışması"na kendi verdiği kararla katılmış. Annesine bile sormadan yarışmaya adını yazdırmış. Sonuçta bu yarışma ona birinciliği ve şöhreti kazandırmış. Bu yarışmadaki başarısının ardından İtalyan Ortaokulu'nda popüleritesi de bir anda artmış.* Nilüfer, Müzik dünyasına ilk adım attığı yıllarda hakkında çıkan ilk haberi satırı satırına hatırlıyor. 1970 yılına yayınlanan haber Doğan Şener'e aitmiş ve şöyle yazıyormuş "Nilüfer Yumlu klası tartışılmaz bir isim. Çok güçlü bir sesi var. Şarkısını müthiş söyledi."* O günden bu yana neredeyse otuz yıldır yılmadan, yorulmadan, büyük bir aşkla şarkılar söylüyor Nilüfer.

Nilüfer müzik dünyasına ilk adım attığı yıllarda utangaçlığı ile tanınıyor. Sanatçının o yıllarda annesi Lütfiye Hanım da koruyucu meleği olarak daima yanında olurmuş.

Stüdyo da seslendirdiği ilk şarkı 1972 yılında, üzerinde okul formasıyla okuduğu "Neden" isimli şarkısı olmuş.

Nilüfer'in profesyonel müzik yaşamı da yine 1972 yılında "Kalbim Bir Pusula" isimli 45'liği ile başlıyor.

1973-1978 yılları arasındaki dönem onun, altın plaklara doymadığı, birbiri ardına yılın kadın sanatçısı seçildiği dönem olması açısından büyük önem taşıyor.

1979-80 yılları arasında müziğinde değişik bir yönelime giren Nilüfer, Osman İşmen' in adaptasyonuyla, Türk müziği ve arabesk parçaların pop versiyonlarını seslendirdi

Nilüfer birkaç söz yazarlığı denemesi de yaptı. Bir de beste çalışması oldu. Çok ilgi gören ve sevilen "Erkekler Ağlamaz" isimli şarkının bestesi Nilüfer'e ait.

Nilüfer, başarısının nedenini "inatçı" bir yapıya sahip olmasına bağlıyor. Annesinin onda en şikayetçi olduğu yönde buymuş. Annesi şikayet ettikçe o daha çok inatçı ve isyankar olmuş. Ama geriye dönüp bakıldığında onun bu özelliklerini iyi yönde kullandığı görülüyor.
Nilüfer az ama öz konuşmayı seven insanlardan.
Nilüfer sesini koruyabilmek ve daha iyi duruma getirebilmek için 26 yıldan bu yana şan dersi alıyor.
1998 yılında Nokta Dergisi'nin Doruktakiler Özel Ödülü aldı.
Yine 1998 yılında 1972-78 yılları arasında seslendirdiği şarkılardan oluşan "Yeniden Yetmişe" isimli bir albüm çıkardı. Albüm büyük başarı kazandı. Eski şarkıları yeniden dillere dolandı.
Nilüfer kendini övmekten hiç hoşlanmıyor.
Şansa inanıyor, karamsar düşüncelerden nefret ediyor hayatta başına ne gelirse gelsin hep olumlu yönden ele almaya çalışıyor.
Pop müzikteki yeni jenarasyonla kendini son derece barışık görüyor. Onlarla aynı kulvarda koşmayı, yarışmayı çok seviyor.
Uyku problemi yok. Yatağına yattığında mışıl mışıl uyuyanlardan.
1992 yılından beri Unicef'le ilgili çalışmalara başladı.
1998 yılında Unicef'in iyi niyet elçiliğinin yanı sıra, Devlet Sanatçısı ünvanını da elde etti.
Nilüfer kimilerine göre tutumlu bir insan, kimilerine göre ise " cimrilerin kraliçesi" hatta cimrilikte Kayahan'ı bile cebinden çıkaracağını iddia edenler var. O ise bu konuda şöyle konuşuyor; "Cimri değilim, ama lüzumsuz harcamalardan hoşlanmam. Lüksten, gösterişten nefret ederim. Ne şatafatlı yaşarım, ne da öyle giyinirim. Otellerin kral dairelerini bilmem ve kalmak istemem. Limuzin'e korumaya hiç ihtiyaç duymam. Otomobilimi kendim kullanırım. Ama son zamanlarda, İstanbul trafiğinin zorluğu nedeniyle bir şöförüm var.
Nilüfer'in başından iki evlilik geçti. İlk eşi 1977 yılında evlendiği Yeşil Giresunlu oldu. İkinci eşi ise söz yazarı Çetin Akçan idi.
Nilüfer iki evliliğinde de iyi bir ev hanımı olmaya çalışmış. Kendini tüm gücüyle evine ve eşine adamış. Hatta mesleğini ikinci plana atmış. Ama olmamış. Yürümemiş bu evlilikler.
Nilüfer bugün ev işlerinden hiç hoşlanmıyor.
Gökberk Ergenekon, ilk kez 6 yıl önce Nilüfer'e evlenme teklif etmiş. Ve henüz teklifine yanıt bekliyor. Nilüfer, Gökberk Bey'le olan beraberliğinin süresini kendisi için rekor olarak nitelendiyor. Bir röportajında bu konudan şöyle bahsediyor; Ona geçen gün "Sen nasıl bir adamsın, bunca yıl sana nasıl katlandım?" dedim. O da "Esas ben sana nasıl katlandım?" diye cevap verdi. Birbirimize katlanıp gidiyoruz işte. Bu yaştan sonra ne yapacağız? Gülü seven dikenine katlanır.
Gökberk Ergenekon, Nilüfer'e kızdığı zaman şu şekilde hitap ediyormuş; "cadı" Dış görünüşü itibariyle kimilerine göre "soğuk insan" havasında olan Nilüfer, tanındıkça sıcaklığı, sevecenliği anlaşılan insanlardan.
Nilüfer kendisini, inatçı, azimli ve mahçup biri olarak tanımlıyor.
Sanatında yılları deviren, sahne performansı son derece yüksek olan Nilüfer, sahneye çıktığında hala çok çekingen olduğunu söylüyor. Kendi değimiyle o bu piyasının şartları içinde "yırtık" olamamış.
Nilüfer bir çok teklif geldiği ve astronomik paralar teklif edildiği halde dizi filmlerde oynamayı, oyunculuğu kendisine yakın hissetmediği için kabul etmiyor.
Nilüfer yaptığı işlerde sadece para kazanma amacı gütmüyor. Böyle bir amaç onu ürkütüyor.
Politikadan hiç hoşlanmıyor.
Nilüfer ilerleyen yaşına rağmen, genç kız vücudunu koruyan ender kadınlardan biri. Güzelliğini kendisiyle barışık olmasına ve yaşama mutlu, umut dolu gözlerle bakmasına bağlıyor. Tabii bunların yanı sıra kontrollü yemek yiyiyor. Annesi ve babası uzun boylu ve yapılı olan Nilüfer neden 1.59 boyunda olduğunu da merak ediyor. Kilosunu 53 seviyesinde tutmaya uğraşan sanatçı, minyon tipi dolayısıyla yaşlandığında oluşacak kemik erimesi sonucu görünmez kadın olmaktan korkuyor(!) Ama yaşlılığın güzel bir yanının da bulmuş "Nasıl olsa bir yaştan sonra kimse beni beğenmez, ben de istediğim gibi yemek yiyebilirim" diyor. Vücuduna hiç estetik yaptırmamış. En fazla çikolatalı yiyecekleri seviyor.
Hayatını güzel ve mutlu buluyor. Kendisinin Allahın şanslı kullarından biri olduğunu düşünüyor. Kedileri çok seviyor.
En önemli sağlık problemi astım. Ama onu da akupunktur ve diğer tedavi yöntemleriyle kontrol altında tutuyor.
aşamındaki en büyük korkusu nefessiz kalmak. Bu korku onda fobi halini almış.
Nilüfer hayatındaki tek boşluğun çocuk olduğunu düşünüyor. Ama kendi çocuğunu dünyaya getirmeyi düşünmüyor. Evlat edinmek ona daha çekici geliyor.
O canı çok kıymetli olan insanlardan. Acıya karşı fazla metanetli değil. Fiziksel sıkıntılara hiç gelemiyor. Çocuk sahibi olmak istememesi biraz da bundan ötürü.
Kendini ruhu çocuk kalmış kadınlardan biri olarak tanımlıyor.
Nilüfer genel olarak, yaşamla ve kendisiyle barışık bir insan. Ama on yıl önce, son derece zorlu bir dönem yaşarken psikolojik tedaviye ihtiyaç duymuş ve beş seanslık bir terapi görmüş.
O, yaşlanmaktan korkmayan yürekli kadınlardan biri. Tek bir isteği var son nefesini vereceği güne kadar şarkı söyleyebilmek ve sahneye çıkabilecek güce sahip olmak. Sigara içmiyor, alkol kullanmıyor.
Nilüfer, mükemmeliyetçi bir insan. Herşeyin mükemmel olmasını hedefliyor ama bunun olamayacağının da bilincinde bu konuda şöyle diyor; "Bunun mümkün olmadığını biliyorum. Çünkü ben mükemmel değilim. Yine de olduğum durumdan, yaşama biçimimden, düşüncelerimden hoşnutum. Değişmek istemiyorum."
Nilüfer, her kadın gibi güzel bulunmaktan çok hoşlanıyor. Dekolteyi de seviyor. Özellikle kendisine göğüs dekoltesini çok yakıştırıyor. Minik yırtmaçlar ve mini etekler de favorilerinden.
Şu sıralar son hızla yeni albümünün hazırlıklarını sürdürüyor.
Yakında kendisiyle ilgili bir Web sayfasında hayranlarıyla buluşacak.

Logged




23 Aralık 2007, 14:08:44
Yönetici
Kupa (Karizma)
*



Kisisel Mesaj:
www.KupaVaLe.com
Cinsiyet:
Bay
Üye ID:
1
Kayit Tarihi:
12 Eylül 2007, 00:00:00
Nereden:
istanbul
Mesaj Sayisi:
3061
Rep Puani:
Rep Gücü:7802
Ruh Halim:
Deneyimleri:

Aktiflik

Deneyim

Seviye

Kötü itibar
iletisim:
Üyelik Bilgileri WWW Offline
« Yanıtla #26 : 23 Aralık 2007, 14:08:44 »

DENİZ SEKİ



 Kişisel Bilgiler : İlkokulu Maçka´da, orta ve lise eğitimini Çamlıca Kız Lisesi´nde yatılı olarak okudu. Güzelliğe ve süse oldukça düşkün olan Seki, makyaj ve cilt bakımı üzerine eğitim aldı. Bir yıl güzellik uzmanı olarak çalıştı.

Kariyeri : 1989 yılında TRT İstanbul Televizyonu´nda sunuculuk yaptı. 1990 yılında Melih Kibar´la tanıştı. Ardından reklam jingleları derken şarkıcılığa ilk adımını atmış oldu.Kenan Doğulu, Emel, Ege, Zuhal Olcay, Ferda Anıl Yarkın ve Yaşar´a vokalistlik yaptı. 1995 yılında Pop Show Yarışması´nda kazandığı birincilik ona ilk albümü yapması için bir fırsat sağladı. 1997 yılının Haziran ayında ilk albümü 'Hiç Kimse Değilim' yayınlandı. Bu albümün ilk çıkış parçası, söz ve müziği Sezen Aksu´ya ait olan 'Ahmet' idi ve oldukça tutuldu. Deniz Seki, 2000 yılının başlarında ikinci albümü olan 'Anlattım' ı çıkardı. Seki, bu albümdeki tüm söz ve bestelere imza attı.

Logged




23 Aralık 2007, 14:09:57
Yönetici
Kupa (Karizma)
*



Kisisel Mesaj:
www.KupaVaLe.com
Cinsiyet:
Bay
Üye ID:
1
Kayit Tarihi:
12 Eylül 2007, 00:00:00
Nereden:
istanbul
Mesaj Sayisi:
3061
Rep Puani:
Rep Gücü:7802
Ruh Halim:
Deneyimleri:

Aktiflik

Deneyim

Seviye

Kötü itibar
iletisim:
Üyelik Bilgileri WWW Offline
« Yanıtla #27 : 23 Aralık 2007, 14:09:57 »

HANDE YENER



 12 Ocak 1973 tarihinde İstanbul'da dünyaya geldi.
Onun yaşamı bir peri masalı gibi... Yaşamına yön veren periler ise bir hayli popüler, Hülya Avşar ve Sezen Aksu...

Onun masalı şöyle: Hande genç, güzel bir genç kızmış. Hayallerle, 0 umutlarla bezediği yaşamında Tanrı'dan en büyük dileği; herkesin tanıdığı ve hayranlık duyduğu bir sanatçı olmakmış. Bu yönde yeteneği varmış. Sesi dinleyenleri adeta büyülüyormuş. Ama neye yarar? Hande, bu yeteneğini değerlendirebilmek için ne yapacağını bilemiyormuş. Umutların tükendiği anda, tezgahtar olarak çalıştığı mağazanın kapısında güzeller güzeli bir peri, Hülya Avşar belirmiş. Hande işte o zaman, şansın döndüğüne ve bir kapının gizli bir el tarafından aralandığını hissetmiş. Hülya Avşar'a umutlarından beklentilerinden söz etmiş. Hülya da ona bir söz vermiş; "Ben senin için Sezen Aksu ile görüşeceğim. Seni ararım" demiş ve mağazadan ayrılmış. Hande önceleri olanlara pek inanamamış. Ama sonra Hülya Avşar onu arayarak, Sezen'den bir randevu aldığını söylemiş. Hande, heyecandan titreyerek Sezen Aksu'nun kapısını çalmasından 10 gün sonra kendisini, Sezen Aksu'nun vokalisti olarak sahnede bulmuş. Ve bu masal Sezen Aksu'nun ve Ercan Saatçi'nin desteği ile bitmeyen bir masal olarak devam eder olmuş...
Masalın devamından anektodlar ise şöyle;-1992 yılında Sezen Aksu'ya vokalle başlayan müzik hayatı, Cem Özer'in stand up'larında solo şarkılar söyleyerek devam etti.
Sekiz yıl boyunca İstanbul ve Antalya'da çeşitli gece klüplerinde şarkılar söyledi.
2 Yıl süren repertuar araştırmasından sonra Altan Çetin'le çalışma kararı aldı ve sekiz ay süren stüdyo çalışmaları sonrasında ilk albümü "Senden İbaret" DMG etiketiyle piyasaya çıktı.
Yaşamda her işinin geç ama iyi olduğunu düşünüyor. Albümünün çıkışı da böyle olmuş. Albümü Ercan Saatçi'nin askere gidişiyle biraz gecikmeli çıkmış ama o bunu hiç kafasına takmamış. Her şeye olumlu bakmış ve sabırla beklemiş. Ortaya çıkan ise büyük bir başarı olmuş.
Konservatuar eğitimi yok ama Erdem Siyavuşgil'den aldığı özel dersler sayesinde sesini eğitmeyi başarmış.
Altan Çetin, ona, "Yalanın Batsın" şarkısını ilk olarak dinletiğinde şarkıya adeta aşık olmuş. Ama bir süre sonra entresan birşeyler yaşanmaya başlamış. Çünkü, aşık olduğu adamın şarkıda anlatılan adama benzediğini anlamış. İlişki, sevgilinin yalanları yüzünden bitmiş.
Şansa ve zamanlamaya tüm kalbiyle inanıyor. Albümünün belki de iki yıl önce çıkmış olsaydı, bu denli başarılı olamayacağını düşünüyor.
Kendisini, "Dişi Tarkan" olarak tanımlıyor. Bu benzetmenin nedenlerini ise şöyle anlatıyor; Benim içim içime sığmıyor. Hedeflerim çok büyük. Biliyorum ki, bir gün yurt dışında ben de şansımı denemek isteyeceğim. Tarkan'ın bu konudaki başarılarını çok taktir ediyorum. Neden bir kadın çıkıp da Tarkan'ın başarısını tekrarlamasın. Belki de Tarkan'ın kadın yüzü benim. O da hayatını müziğe adamış, fırsatları değerlendiren ve kolay kolay vazgeçmeyen biri. Ben de öyleyim. Kendimi 'Dişi Tarkan' olarak görüyorum.
Kendisini "tek şarkılık sanatçı" olarak niteleyenlere de yanıtı çok sert, "Zaman onlara gerçekleri gösterecektir. Asla tek şarkılık bir sanatçı olmayacağım..."
Onun, yorumunu ve şarkılarını İzel'e benzetenlere ise, sert bir yaklaşımı yok . Bu konuda şöyle diyor; " Beni İzel'in tahtına göz dikmişim gibi göstermeye çalışıyorlar. Oysa ki benim böyle bir şeye hiç niyetim yok. İzel ile ne fizik, ne de ses olarak bir benzerliğimizin olduğunu düşünmüyorum. Tek ortak noktamız, aynı aranjörle çalışmamız. İzel, benim çok beğendiğim, kariyerinin zirvesinde bir sanatçı. Ona saygı duyuyorum. Ve onunla ilgili böylesi bir kıyaslamanın içinde yer almak da hiç hoşuma gitmiyor."
Hande'nin, yaşamda beklentisi "lüks" değil. Şöhretle birlikte standartının yükseldiğini ama isteklerinde bir değişiklik olmadığını söylüyor.

Logged




23 Aralık 2007, 14:11:52
Yönetici
Kupa (Karizma)
*



Kisisel Mesaj:
www.KupaVaLe.com
Cinsiyet:
Bay
Üye ID:
1
Kayit Tarihi:
12 Eylül 2007, 00:00:00
Nereden:
istanbul
Mesaj Sayisi:
3061
Rep Puani:
Rep Gücü:7802
Ruh Halim:
Deneyimleri:

Aktiflik

Deneyim

Seviye

Kötü itibar
iletisim:
Üyelik Bilgileri WWW Offline
« Yanıtla #28 : 23 Aralık 2007, 14:11:52 »

AŞKIN NUR YENGİ



 1971 Yılında İstanbul’da doğdu. İlkokulu Erenköy İlkokulunda bitirdikten sonra İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Müziği Devlet Konservatuarında eğitimine devam etti.
12 yaşında amatör olarak Sezen AKSU – Onno TUNÇ orkestrasında hafif müzikle tanıştı.


1986’da Eurovision Türkiye elemelerinde ünlü sinema sanatçımız Eşref Kolçak’ın oğlu olan Harun KOLÇAK’la birlikte seslendirdiği “Haydi Söyle” isimli şarkı ile profesyonelliğe ilk adımı attı. Bunu 1987 yılında Kuşadası Altın Güvercin Yarışmasında “Yeniden” isimli parçayla aldığı birincilik takip etti.

1988’de Antalya Altın Portakal Müzik Yarışması’nda “Portakal Çiçeği” isimli şarkı ona yeni bir birincilik getirdi.

1989’da da Uluslararası Çeşme Festivalinde “Artık Hiç Ağlama” ile Türkiye’ye şampiyonluk kazandırdı..

1990 yılında “Sevgiliye” adlı ilk albümünü yaptı. Albüm zamanında en çok satanlar yer arasında yer alarak büyük bir rekora imza atmıştır.

Daha sonra 1991 yılında “Hesap Ver” adlı kasetini piyasaya çıkarttı, ikinci kasetinin
satışları da rekor düzeye ulaştı.

Uzun bir süre müziğe ara veren Aşkın Nur Yengi’nin adı bir ara ünlü tiyatrocu Levent Kırca’yla aşk dedikodularına karıştı.Hatta yazılı basın tarafından bir ara yuva yıkan kadın imajı yaratılmak istense de, tarafların karşılıklı açıklamalarından sonra bu olay gündemden kaldırıldı.Aşkın Nur Yengi’nin Levent Kırca’nın tiyatrosunda çalışmaya başlaması ve aynı dönemlerde ünlü tiyatrocunun eşi Oya Başar’dan ayrılması bu dedikoduların bir numaralı sebebi olmuştur.

Aşkın Nur Yengi’nin müzik ve oyunculuk dallarındaki çalışmaları hala devam ediyor
Logged




23 Aralık 2007, 14:13:39
Yönetici
Kupa (Karizma)
*



Kisisel Mesaj:
www.KupaVaLe.com
Cinsiyet:
Bay
Üye ID:
1
Kayit Tarihi:
12 Eylül 2007, 00:00:00
Nereden:
istanbul
Mesaj Sayisi:
3061
Rep Puani:
Rep Gücü:7802
Ruh Halim:
Deneyimleri:

Aktiflik

Deneyim

Seviye

Kötü itibar
iletisim:
Üyelik Bilgileri WWW Offline
« Yanıtla #29 : 23 Aralık 2007, 14:13:39 »

AJDA PEKKAN



 Ayşe Ajda Pekkan, 12 Şubat 1946 yılında İstanbul'da doğdu. Babası Rıdvan Pekkan deniz binbaşısı, annesi Nevin Dobruca ev hanımıydı. Babasının görevi dolayısıyla çocukluğu Gölcük'te, Amerikan askerlerinin ailelerinin arasında geçti. Modern bir ortamda ancak ailevi sorunlar arasında geçirilen çocukluk Ajda Pekkan'ın gençliğini etkileyen önemli bir dönem oldu.


Şarkıcı olmak için büyük heves taşıyan Çamlıca Kız Lisesi öğrencisi Ajda Pekkan, kardeşi Semiramis'in de desteğiyle 1962 yılında dönemin en popüler gece klubü Çatı'nın sahibi olan İlham Gencer'e ulaştı. İlk olarak seslendirdiği Mina'nın "Il Cielo In Una Stanza" şarkısıyla kendini kabul ettirdiği Çatı gece klubünde Los Çatikos topluluğu eşliğinde bir müddet sahne çalışması yaptı. 1963 yılında bir aile dostlarının teşvikiyle Ses dergisinin, sinemaya yeni yüzler kazandırmak amacıyla açtığı kapak yıldızı yarışmasına katıldı. Ediz Hun'un erkekler dalında birinci, Hülya Koçyiğit'in bayanlar dalında ikinci olduğu yarışmada, birinci seçilen Ajda Pekkan'ın profesyonel kariyeri böylece başlamış oldu. Avrupai görünümü ve cüretkar tavırlarıyla Yeşilçam'ın gözde sanatçılarından biri olan Ajda Pekkan, beyaz perdeden gelen teklifleri değerlendirmeye başladı ve 1963 yılında "Adanalı Tayfur" ile ilk kez çıktığı kamera karşısında, 1967 yılındaki son filmi olan "Harun Reşit'in Gözdesi"ne kadar baş rollerini Ayhan Işık, Cüneyt Arkın ve Tamer Yiğit gibi sanatçılarla paylaştığı 47 film çevirdi. Ses kabiliyeti rol aldığı filmlerdeki yapımcıların da dikkatinden kaçmadı ve pek çok filminde şarkıcı rolü üstlendi ve çeşitli şarkılar seslendirdi. İlk filmi "Adanalı Tayfur"da seslendirdiği "Göz Göz Değdi Bana" şarkısı, arka yüzünde Öztürk Serengil'in seslendirdiği "Abidik Gubidik" şarkısıyla birlikte 45'lik plak olarak yayınlandı. Sinemaya başlamadan önce tanışıp şarkıcılık yapabilmesi için yardım istediği ve kabiliyetine ikna ettiği Fecri Ebcioğlu, sinema yıllarında da Ajda Pekkan'la irtibatını hiç koparmadı ve 1965 yılında kendine ait ilk plağı olan "Her Yerde Kar Var / 17 Yaşında" piyasaya sürüldü. Fecri Ebcioğlu'nun yabancı şarkılar üzerine Türkçe sözler yazarak ülkemize benimsettiği "aranjman" tarzının en büyük starı, Adamo'nun ünlü şarkısını yine Adamo gibi Fransız aksanıyla söyleyerek, yavaş yavaş ismini duyurmaya başladı. Sahnelerden sinemaya geçen sanatçıların aksine, sinemadan sahneye geçen Ajda Pekkan, birkaç plak denemesinden sonra 1968 yılında çıkardığı "İki Yabancı" 45'liği ile aranjman dalında onbinlerce plak satarak satış rekoru kırdı. "Dünya Dönüyor", "Saklanbaç" ve "Üç Kalp" gibi üstüste çok başarılı plaklar yaptı. Bu yükselen trendin neticesinde yurtdışından davetler aldı ve Atina'daki Uluslarası Apollonia Müzik Festivali'nde '68 yılında "Özleyiş" ve '69 yılında "Perhaps One Day" şarkıları ile üstüste iki kere dördüncü olarak müzik piyasasındaki yerini sağlamlaştırdı. Barcelona'daki Akdeniz Şarkıları Festivali'nde "Ve Ben Şimdi" şarkısı ile Türkiye'yi temsil etmesi ve şarkılarının pek çok filmde fon müziği olarak kullanılması, Ajda Pekkan'ı tüm ülkede tanınır hale getirdiği gibi, ilk olarak Zeki Müren'in alt kadrosunda yer aldığı gazino sahnelerinin de aranan isimlerinden biri oldu.

Her ülkenin starlarını bünyesinde barındırmaya özen gösteren Philips firması, Türkiye'den seçtiği Ajda Pekkan'ı kanatlarının altına aldı ve kayıtları Fransa'daki stüdyolarda gerçekleştirilen, Fikret Şeneş'in sözlerini yazdığı şarkılarla, Ajda Pekkan'ın diğer şarkıcılardan bir adım öne fırladığı yıllar başladı. Üstüste gelen hit plaklarla Ajda Pekkan'ın sesi tüm ülkede keyifle dinlendiği gibi, şık giyimi, sürekli kendini yenileyen görünümü ve değişime açık tavrıyla sadece müzikte değil moda konusunda da hayranlarını sürükleyen bir ikon haline geldi. "Sensiz Yıllarda", "Yalnızlıktan Bezdim" gibi şarkılarla fırtına gibi girdiği 70'lerin ortalarında seslendirdiği "Tanrı Misafiri", "Kimler Geldi Kimler Geçti", "Hoşgör Sen", "Sana Ne Kime Ne" gibi ileride birer Ajda Pekkan klasiği haline gelecek şarkılarıyla Türkiye sınırlarını zorlamaya başladı. Bu üstün performansının sonucunda 1976 yılında Paris'in ünlü Olympia müzikholünde, pek çok şarkısının Türkçe versiyonlarını seslendirdiği, dönemin ünlü Cezayir asıllı Fransız şarkıcısı Enrico Macias'la seri konserler verdi. Bir dost toplantısında Hürriyet Gazetesi sahibi Erol Simavi'nin "Ajda Pekkan'a Star demek yetmez, ancak Süperstar dersek yerini bulur." sözüyle birlikte önce sanat çevrelerinde, sonra hayranlarının arasında, daha sonra da tüm ülkede "Süperstar" ünvanıyla anılır oldu. 1977 yılında bu ünvanını ilk kez resmileştiren, o güne kadar benzeri görülmemiş bir kapak dizaynı ve prodüksiyonla piyasaya sunulan, "Kim Ne Derse Desin", "Hancı" gibi şarkıların yer aldığı albümü "Süperstar"ı hazırladı. Aynı yıl Tokyo'daki Yamaha Müzik Festivali'nde "A Mes Amours" şarkısıyla elde ettiği başarılı netice, -70'lerin başında yurtdışında ilk olarak bir Almanca ve daha sonra birkaç Fransızca plağı satışa sunulan- Ajda Pekkan'ın '77 ve '78 yıllarında Fransa'da ses getiren 45'lik çalışmaları yapmasına ve sonunda "Pour Lui" isimli Fransızca albümünü hazırlamasına ön ayak oldu. Halk konserleri, sahne çalışmaları ve konuk sanatçı olarak katıldığı uluslararası organizasyonlar ile başarısını pekiştiren Ajda Pekkan, 1979 yılında "Bambaşka Biri", "Haykıracak Nefesim" gibi şarkıların yer aldığı Süperstar serisinin ikinci albümü "Süperstar 2"de kariyerinin doruğuna çıktı. 70'li yıllarda defalarca yılın sanatçısı seçildiği gibi şarkıları da liste başlarından inmedi, çeşitli ödüller kazandı.

O seneye kadar, Türkiye'yi temsil etme görevinin, eleme usulüyle belirlendiği Eurovision şarkı yarışmasına 1980 yılında atama yoluyla Ajda Pekkan seçildi. İlk önce tespit edilen 5 bestecinin şarkılarının jüri tarafından 3'e düşürülmesiyle, "Bir Dünya Ver Bana", "Olsam" ve "Pet'r oil" ile Tv ekranlarında boy gösterdi. "Pet'r oil"ın Türkiye'yi temsil etmesine karar verilen gece sonunda, ülkemizde hiç olmamış birşey oldu ve henüz plağı satışa sunulmamış bir şarkı tüm halk tarafından ezbere söylenir oldu. Kulis faaliyetlerinin yetersizliği, şarkının siyasi hicivli yapısı ve yarışma gecesindeki organizasyon bozuklukları neticesinde Ajda Pekkan bu yarışmada hayal kırıklığı yaratan bir derece aldı. Süperstar'ı bir hayli küstüren bu yarışmadan sonra bir süre dinlenme kararı alıp A.B.D.'ye yerleşti. 70'lerin sona ermesiyle birlikte pop müziğin cazibesini yitirip, alaturka ve arabeske yönelindiği yıllarda "Sen Mutlu Ol" ve "Sevdim Seni" isminde hafif müzik ve alaturka sentezi iki albüm yaptı. Ancak Süperstar'ın bir türlü içine sinmeyen ve kendi isteği doğrultusunda gerçekleşmeyen, ısmarlama olarak hazırlanan bu albümler Ajda Pekkan hayranlarının beklediği renkten ve kıvamdan uzaktı. Yerli bestecilerle çalışmaktan beklediği verimi alamayan Ajda Pekkan, 70'lerde kendi önderliğinde yükselen aranjman akımına geri döndü. "Süperstar 83 Show"uyla sahnelerde fırtına gibi eserken, en başarılı çalışmalarında yanında olan Fikret Şeneş'le birlikte çalıştığı "Uykusuz Her Gece", "Son Yolcu" gibi şarkıların yer aldığı "Süperstar 83" albümüyle yeniden gönülleri fethetti. Reklam filmleri, Tv programları, sahne çalışmalarıyla ikinci baharını yaşayan Süperstar, '84 yılının sonlarında yapımcılarının ve yakın çevresinin ısrarıyla dönemin popüler gruplarından Beş Yıl Önce 10 Yıl Sonra ile bir albüm hazırladı. "O Benim Dünyam" şarkısıyla yeniden çıkış yakalayan Ajda Pekkan, şarkı yorumlarındaki üstün bir performansına rağmen şarkıların özensizliği ve zorlama bir albüm olmasından dolayı, yeni ekibiyle beklediği sükseyi yapamadı. '87 yılında Ülkü Aker ve Fikret Şeneş'in sözlerini yazdığı "Kim Olsa Anlatır", "Yalnızlık Yolcusu" gibi şarkılarla, özel hayranları için eşsiz olarak nitelenen ancak hit şarkı eksikliği nedeniyle, fazla tutulmayan "Süperstar 4" albümünü hazırladı. Sonrasında yaptığı evlilik nedeniyle aldığı müziği bırakma kararı tüm müzik severleri üzse de, müzikten ayrı geçen günlerinde yaşadığı boşluk hissi neticesinde yeniden müziğe dönüş kararı verdiği sıralarda evliliği de sona erdi.

'89 yılının son günlerinde "Ajda '90" albümünü piyasaya sürdü. Pop müziğin çıkmaza girdiği, hatta unutulduğu günlerde "Yaz Yaz Yaz" ile ortalığı kasıp kavurdu. Yarısı yerli beste, yarısı aranjman olan bu albüm, Ajda Pekkan'ın muhteşem dönüşünün bir işaretiydi adeta. Peşi sıra başlayan Rumelihisarı konserleriyle Süperstar, sevenlerini kaldığı yerden büyülemeye devam etti. '91, '93 ve '96 yıllarında çoğunlukla yerli bestecilerle çalıştığı albümleri, sivrilen bir kaç şarkı dışında beklenen ilgiyi görmedi. 90'ların ortalarına kadarki 30 senelik müzikal kariyerinde hiç toplama albüm yapmayan Ajda Pekkan'ın, hayranlarını çok memnun etse de kendi rızası dışında yayınlanan "Hoş Görsen" ve "Unutulmayanlar" albümleri piyasaya çıktı. Çeşitli sahne çalışmalarına devam ederken '98 yılında eski şarkılarının yeni düzenlemelerini seslendirdiği "Best Of" albümü müzik marketlerdeki yerini aldı. Yüksek satış grafiği yakalayan bu albümün devamı niteliğinde, 2000 yılında 2 CD'den oluşan "Diva" albümü piyasaya çıktı. Bu albümde Ajda Pekkan'ın eski şarkılarının yeni yorumlarının yanı sıra, "Mutlu Bütün Şarkılar" ve "Aşka İnanma" gibi iki yeni şarkı ve kardeşi Semiramis Pekkan'ın eski şarkılarından "Dert Ortağım" ile "Bu Ne Biçim Hayat"ın da Ajda Pekkan yorumları yer aldı. Büyük başarı elde eden bu albümün şarkılarından "Bir Günah Gibi", dünyaca ünlü DJ Claude Challe'nin "Buddha Bar" serisinde yer aldı. 2000 yılında Monaco'da Monte Carlo Sporting D'été müzikholü'nde dünyaca ünlü sanatçılarla birlikte sahne alan Süperstar, bir de "Prestige de la Turquie avec Ajda Pekkan" isminde videoklip hazırladı. 60, 70 ve 80'li yıllarda pek çok filmde fon müziği olarak kullanılan Ajda Pekkan şarkılarından sonra Ajda Pekkan'ın sesi, 2001 yılı içerisinde sinemalarda gösterime giren "Cahil Periler" filminde "Bambaşka Biri" ve Meksika'da yayınlanan bir pembe dizide de "Bir Günah Gibi" şarkıları ile yer aldığı filmlere renk kattı. Sadece şarkı söyleyerek kendini istediği kadar ifade edemediğini düşünen ve 60'lardaki beyaz perde macerasını yeniden tatmak isteyen Süperstar, şu sıralar çekimleri yapılan ve 2002 yılında vizyona girecek olan "Şöhret Sandalı" isminde bir sinema filminde rol almanın yanı sıra, halen İstanbul'un sayılı gece klüplerinden Catwalk'ta sahne almakta ve hayranlarının sabırsızlıkla beklediği yeni albümünün hazırlıklarını sürdürmektedir.


Logged




Sayfa: Geri 1 2 [3] 4 ileri Yukarı git
Yazdır


Gitmek istediğiniz yer:  

Benzer Konular
Konu Başlığı Başlatan Yanıtlar Görüntülenme Son Mesaj
ÜnlüleriN BurçLarI... Burçlar - Geleceği Öğrenin nıght^^eagle 1 5337 Son Mesaj 20 Kasım 2007, 11:44:54
Gönderen: bLue
Atatürk`ün Resim Arşivi Fotoğraf Albümü bLue 2 7441 Son Mesaj 28 Eylül 2010, 20:45:53
Gönderen: meltem114
Sony Ericsson Tema Arşivi Cep Telefonu Temaları bLue 1 5387 Son Mesaj 17 Temmuz 2009, 18:48:55
Gönderen: teko123
Türkçe Font Arşivi Webmasterların ihtiyacı olanlar burada bLue 1 4345 Son Mesaj 03 Şubat 2008, 14:46:25
Gönderen: bLue
CSS Menü Örnekleri - CSS Menü Arşivi Hazır.. Smf Forum (Eklenti - Mod - Tema) bLue 1 11503 Son Mesaj 01 Şubat 2009, 21:55:55
Gönderen: 187187
Html Arşivi Html Kodlar bLue 1 45105 Son Mesaj 01 Ekim 2008, 22:03:04
Gönderen: ejder
Ünlü İngiliz Kulüpleri ile Ünlü Futbolcuların Duvarkağıtları Masaüstü Resimleri - Duvar Kağıtları (Wallpapers) bLue 0 3412 Son Mesaj 11 Eylül 2008, 19:58:56
Gönderen: bLue
ünlülerin bebeklik resimleri Komik Resimler asenayanlizkurt 2 6598 Son Mesaj 12 Ağustos 2009, 00:31:23
Gönderen: erdeman
Gazete Manşetleri Arşivi 1919-2007 Elektronik Ortamda Kitap bLue 0 2388 Son Mesaj 28 Ekim 2009, 21:18:03
Gönderen: bLue
Sdn Magazin - 8 Elektronik Ortamda Dergi bLue 0 2309 Son Mesaj 07 Aralık 2009, 00:22:20
Gönderen: bLue
Thema Bilgileri (KupaVaLe V2 Özel Thema)

RSS | Arsiv | Sitemap | List | Wap | Wap2 | XML | SiteMap XML | SiteMap XML1 | urllist | XML 2 | Archive | urllist | RSS 1 | HTML

Bu Sayfa 0.179 Saniyede 27 Sorgu ile Oluşturuldu